29 Ekim 2008 Çarşamba

Vefalı Dosta kavuşmak

her namaz, seni dostunla buluşturur.

hani O'na vefasızlık edipde, arkandan bir fatiha bile okumayacak insanlara koştuğun... O'na arkanı dönüp dünya işleri/oyunlarıyla oyalandığın... O seni unutmadığı halde, senin O'nu unuttuğun dostun.... Rahmetiyle teveccühünü, yolunu bekledi. Kimsenin seni umursamadığı, önemsemediği, görmezden geldiği, ikinci sıraya ittiği zamanlarda dahi seni biricik tuttu, seni hayat ağıcının en önünde, en yukarısında yarattı, senin için koca kainatı yarattı, hayat verdi. çünkü şu dünyada birtek sen kalsan bile kainatı yine döndürür, çalıştırırdı.

bir vuslattır namaz, bir özür dilemedir vefalı dosta.

günün dersi 6!

çok uyuyorsun çünkü uykunun sana zararını vicdanında hissetmiyorsun. mevhum-u muhalifi ile tadını duymuyorsun.

22 Ekim 2008 Çarşamba

you and end by senai demirci

You and End (By Senai Demirci)

Such a bottomless thing is to forget that it even makes those who have forgotten forget what they have forgotten.

What a dolorous thing is being forgotten that no one remembers the cry of he who has been forgotten for his oblivion.

Each of us has been expelled from being forgotten.

We are offended by being forgotten and avoid from forgetting since our face has touched sunlight and reached the sun.

We found ourselves respectable(influence)

But forgetting is under our hand like to live and being forgotten very close to us like death.

Death brings us again to where we came from: being forgotten.
Death buries our face to being forgotten and makes our skin stranger to our acquaintance.

That’s why we don’t remember death while we are alive.

We set fake distances between us and death while we are alive.

The fear of being forgotten is this…..

We forget most that we will be forgotten.

We forget that it is only our Creator that knows our value when everyone forgets us and when we are not even worth being remembered.

You have never forgotten us and never forget. Don’t make us forget mentioning you my Lord.
Remember that soil is slipping under your feet

Your hands touch sunlight and rose for the last time.
Your eyes take the last gaze from the light and you get ready for darkness.
And the closure of your eyelids will take you behind a mountain.
You are preparing to forget and being forgotten.
Your existence will turn to a clatter in thin lips
You will not taste human warmth with those lips, for example.

Your memento will be a mere stone and soil in color of grief.
Your laughter will leave you alone

Happiness will be all right without reckoning you.

They will turn their backs to you.

They will not turn back and look at your face again.

Your smell will be the smell of distance.

Your skin will taste the cold of soil.

And DEATH will come.

Its eyes will be your eyes.

Remember that tomorrow’s sunlight will find you under the bulk of fresh soil.

One day, the hour hand of your clock will turn round to out of your reach.
You will not exist.

The watch on your arm will climb to the times without you.

Even your flower you forgot to water will fade after you.

No sunlight will touch your face.

You fill find the eternal color of your life in a narrow and quiet space.
You will either turn to ash or to a rose.
You will be a thin dimple and become crystal on the cheek of a tomorrowless and infinite day.
Your face will pale.

Your hands will reach nowhere.
Your fingers will point nothing.

And always you will find a gap under your feet.
Do not forget that the soil is slipping under your feet.
You are being drawn to a thin line of judgment as you walk.
Do not forget that you touch death with your hand.
And you are weaving death with your hand.
Remember that your eyes are looking at the death.
And your eyes carry a body to twilight.

Remember that time when you are melting away with deep oblivion under gray soil.
Finally remains only the dark trace of your pen on cold pages.

And your words turn into broken memories.

It is being carried from hand to hand, lip to lip like a wilted rose.

Remember…
Remember that you are a dead poet carrying words and young hearts to new loves.
Remember that you are a father innocent and eternal looking eyes wait at the door ajar.

Your son cannot bring you his cries of “Father!

You are the lover whose warmth of hand is being missed.

Remember…
And remember that you have been demoted to a makeshift line depicted between two numbers on your gravestone.
Your gravestone has been forgotten and let’s say even your gravestone has forgotten you.

And there are all others outside.

Strangers are walking among ruined gravestones.

You are no more the one who is recognized by anyone.

You are not the one who is missed by others.
You are not the one who is waited by others. You are not the one who is cried for after.
You are not the dead belonging to anyone.
Just like it is now. However, how far away you and your end seemed to each other.
Oh Lord , I wish a life as long as a testimony.I wish a death as long as a LA ILAHA ILLALAH.LA ILAHA ILLALLAH (There is no God but Allah)…

sen ve son - senai demirci

Unutanlara unutuşlarını bile unutturur. Unutulmak ne acı şeydir ki, unutulanın unutuluşuna ağlayışını kimse hatırlamaz

"Nisyan"dan, yani unutuştan çıkarıldık her birimiz. Yüzümüz gün yüzüne değeli, tenimiz güneşe erişeli beri unutulmaktan alındık, unutmaktan sakındık. Hatırı sayılır olduk. İsmimizin orada burada anılması bizi memnun etti. Ne var ki, unutmak yaşamak kadar elimizin altında ve unutulmak ölüm kadar yanıbaşımızda. Ölüm bizi geldiğimiz yere, "nisyan"a götürüyor tekrar. Ölüm unutuşlara gömüyor yüzümüzü; tenimizi tanıdıklarımıza yabancılaştırıyor. Yaşarken ölümü anmıyoruz o yüzden. Yaşarken ölümle aramıza sahte mesafeler döşüyoruz. Unutulmak korkusu bu... Galiba, en çok, unutulacağımızı unutuyoruz.

Hatırla ki, toprak ayağının altından kayıyor. Ellerin son bir defa dokunuyor güle ve güne. Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan; ve karanlığa hazırlanıyorsun. Gözkapaklarının kapanışı seni bir dağın arkasına götürecek. Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Varlığın incecik dudaklarda bir çift kuru söze inecek; o dudaklardan insan sıcağını tadamayacaksın. Hatıran bir taştan ve hüzün renkli topraktan ibaret olacak. Kahkahalar seni yalnız bırakacak, mutluluklar seni hesaba katmadan ikmâl edilecek. Sana arkalarını dönecekler, dönüp yüzüne bakmayacaklar. Senin kokun uzakların kokusu olacak. Tenin toprağın soğuğunu tadacak. "Gelecek ölüm; gözleri gözlerin olacak."

Hatırla ki, sen sözleri genç kalbleri taze aşklara taşıyan ölü bir şairsin ya da masum ve sonsuz bakışlı gözlerin kapı aralarında beklediği bir babasın. Elinin sıcağı özlenen sevgilisin.

Hatırla ki, seni sımsıcak sarıp kucaklamak isteyenler bir tabutun katı, soğuk dokunuşuna çarpıyorlar.

Hatırla ki, bir mezar taşında iki rakam arasına çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin!Oysa, sen ve son, ne kadar da uzak görünüyordunuz birbirinize. Unutuş ne kadar çok unutuluyor.

Ey beni herkes unuttuğunda anan Rabbim! Yüzümü, elimi, gözümü, bakışımı, dokunuşumu veren Rabbim! Beni Seni unutanlar arasından çıkar al! Beni bensiz bıraksan da, Sensiz bırakma!N'olur Rabbim! Şu biricik ânımı ebedin rüzgârlarına kat ve beni Sana daim yakın eyle! Yalnız Seninle kalmakla kalabalıklaştır beni! Bir secdede biriktir varlığımı! Beni Sana açılan ellerimde çoğalt! Beni Sana karşı fakir olmakla zenginleştir! Kendimi Sende unutayım ve öylece kapansın gözlerim ve öylece çözülsün ellerim. Dilim öylece sussun ve tenim öylece çamura katışsın ve bu mürekkep lekeleri kısacık vuslatımın hatırası olsun. Unutulmasın sözlerim; unutkanlar unutulacaklarını hatırlasınlar diye.


Senai Demirci

sen ve son (you and -your- end)

turkish
http://muratgulci.blogspot.com/2008/10/sen-ve-son-senai-demirci.html

english
http://muratgulci.blogspot.com/2008/10/you-and-end-by-senai-demirci.html


arabic
insallah...

15 Ekim 2008 Çarşamba

günün dersi 5!

5 saat uyku uyumaya çalışmalısın.

14 Ekim 2008 Salı

günün dersi 4!

sabah uyandığın halde şeytan sana
"uykun var, geç yattın, az sonra kalkarsın, biraz daha uyu" derse,

de ki
"yorgunlukda, hastalıkda ALLAH'tandır. İsterse beni 7 dakikalık uykuyla ayakta tutar."

12 Ekim 2008 Pazar

günün dersi 3!

Sekerat anında kolaylık istersen, dünya nimetlerinden feda et, fena et!

11 Ekim 2008 Cumartesi

günün dersi 2!

uykun geldiğinde, gece geç yattığında, yorgun olduğunda gece kalkarsan;

Hayy-ı Kayyum olan ALLAH' a dua et!
sonra duana kekik suyu kat!

8 Ekim 2008 Çarşamba

günün dersi 1!

Vakit girince, geciktirmeden, ilk boş vakitte namazını eda et. boş vakiti ara, kolla.

geciktirmenin manası yok. eninde sonunda kılacaksın!

kabirde insanlar yanında olmayacak. sadece gerçek dostun ALLAH'ın yardımı olacak yanında.

7 Ekim 2008 Salı

benim hikayem!

yıkılmış kabrimin başında oturup beklerken, yaptıklarım ne kadarda anlamsız geliyor. ne kadar boş işlerle uğraşmışım.

uzun zaman sonra!

uzun zaman oldu görüşmeyeli. pek özledim diyemem ama merakta etmiyorum değil. acaba beni özlemişler midir? benden tatlı anılarla bahsediyorlar mı? yoksa unuttular mı? çok da geçmedi ayrılığın üzerinden. 40'ımı daha geçen yaptılar.

önce her sabah hırsla, koşarcasına gittiğim işyerine gideyim. ne de olsa günümün çoğunu burada geçiriyordum. belki fotoğrafımı "emeği geçenler" diye biryere asmışlardır. Belki çok sevdiğim ismail masasına küçük siyah/beyaz fotoğrafımı koymuştur. ne de olsa gecelere hatta bazı günler sabahlara kadar, hatta haftasonları dahil çalıştık. insanların nazını, egosunu çektik. acil olmayan ama kaprislerinden acil imiş gibi işlerinin hemen yapılmasını isteyen insanlar, bilgisayarlarını bozup, sonra da suçlu biz imişiz gibi ukala davrananlar, sanki dünyanın en akıllı, en önemli insanı o imiş gibi, dünya sanki onun etrafında dönüyor gibi tepeden bakan insanlar... az uğraştırmadılar. çok da birşey değişmemiş, herkes aynı yerinde, aynı telaş, aynı gülmeler, aynı stres, aynı dedikodular...eski gülerimi hatırladım ama şimdi yokum buralarda. önce yerime gideyim. ahh, tabii ki yerime başkası oturuyor. sandalyemide çağla'ya vermişler,laptop'umu ve harici diskimi de Mehmet'e vermişler. boşluğumu hemende doldurmuşlar. ani olarak ayrıldığım halde, ben hiç hayatlarından geçmemişim gibi, hiç ortak birşeyler paylaşmamışım gibi davranıyorlar. hafızalarından da silmişler beni. unutmuşlar. Öyle emeği geçenler diye bir onur tablosuda yok. küçük bir fotoğraf bile yok, sadece kimsenin umurunda olmayan muhasebe kayıtlarında, personel olarak adım var, 5 yıl sonra o da silinicek.

ALLAH'ım! bu kadar fedakarlıklarım, emeğim, arkadamdan bıraktığım eserlerim, işlerim,projelerim boşuna mıydı? uyukusuz gecelerin hatırına beni soran yok mu? bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır derler ama 40günlük hatırım bile yokmuş. O kadar yardım ettiğim, hatta ibadetlerimi geciktirdiğim insanlar... yardımım boşuna mıydı?

4 Ekim 2008 Cumartesi

hayatın anlamı nedir sorusuna fatiha suresinden cevap

1.Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla

2.Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allâh’adır.
"Ya Rab! Bizi unutuş yokluğundan çıkarıp, yarattın. kimse bizi tanımıyorken, bilinir olduk. rahminde beni taşıyan bile beni tanımazken, bana hayat verdin. gözüm görür oldu. kulağım işitir oldu. nefes alır oldum. yüzüme gülücükler verdin, sıkıntıda bırakmadın. öyleyse sana sonsuz hamd olsun. "

3.O rahmândır, rahîmdir.
"Ya Rab! Beni yarattığın gibi, benim yaşayabilmem için yeri ve göğü ve arasındaki herşeyi yarattın, çöl gibi kupkuru bırakmadın. Koca dünyada yanlız bırakmadın, önce nazımı çeken merhametli annemi, sonra arkadaşlarımı yarattın. Dualarıma ünsiyetinle cevap verdin, vahşette bırakmadın. Hayatımı şenlendirdin. "

4.Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir.
"Ya Rab! Hayatımı ve dünyamı abes, başıboş,manasız, oyun için değil; seni tanımak, sevmek ve sana ibadet etmek için en yüksek rütbede vazifeli olarak yarattın. hayatıma anlam kattın. Dünyamız kocaman uzay boşluğunda geçip giderken, sahipsiz ve yapayanlız değildik. öğretmenin öğrencilerini ihtihan etmesi gibi, Sende şükredenleri huzurunun sıcaklığına alıp ödüllendireceğini, şükretmeyenleri huzurundan uzakta,soğukta bırakacağını haber verip, imtihan gününü haber verdin. "

5.(Haydi öyleyse deyiniz): “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız senden medet umarız.”
"Mevlam! Yokluktan dünyaya, sonra kabre ve ebede gidecek olan hayat yolculuğumda yardımcım Sensin. Beni bu çölde, yolculukta yanlız bırakma. Senden uzaklığın korkusundan al, inayetinle yol göster. Senden başka yardım edecek yok ki, başka kime gideyim. dünyayı ve ebede giden hayat yolculuğunu ışıklandıracak, karanlıkta bırakmayacak senden başka kimse yok ki? Öyleyse yanlız sana ibadet eder, yanlız senden imdat isterim "

6.Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet.
"Beni bu uzun, karmakaraşık, teretdütlü, çetin, zorlu, tehlikeli, korku dolu hayat yolculuğunda, güvenle ve en kısa yoldan hedefime ulaştır. Beni sana varanlardan eyle. Hata eder uzaklaşırsam, çobanın koyunlarını sopa atarak geri çağırması gibi, annenin yanlış yapan yavrusunu korkutarak geri çağırması gibi, kendine çağır. senin çağırdığını hissettir. "

7.Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.
"Ya Rab! beni daha önce sana ulaştırdığın dostlarınla,kullarınla beraber eyle. beni o yüce ve yüksek zümreye dahil et. Senin dostlarını, benimde dostum eyle.kıyıda köşede kalmışlardan, sana isyankar eşkiyalardan eyleme. Bu hayat yolculuğunda, yol kesen hırsızlardan, yanlış yola götüren yalancı rehberden uzak tut, dostlarına beraber sana ulaşmamızı sağla "

amin

risale-i nur nasıl okunmalı 1

....Bunların yazıları çabuk okunmadığından, acelecileri yavaş yavaş okumaya mecbur ettiğinden, Risale-i Nur'un gıda ve taam hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his, hisselerini alabilir. Yoksa, yalnız akıl cüz i bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler. Risale-i Nur, sair ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünkü ondaki iman-ı tahkiki ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin kut ve nurlarıdır.

tevbe duası

Ya rab! pak peygamberimize o kadar çok salat ve rahmet et ki, o salavat ile
beni günahın kirinden temizle ve arındır,
günahın ağırlığından hafiflet,
günahın utancını ört,
günahın içinden al,
günahın baskısından kurtar,
günahın sıkıntısından rahatlat.

Ya Rab! Sana layık kul olamadım. Kusurumu affet. beni kendine kul kabul et. emanetini kabzetmek zamanına kadar beni emanetinde emin kıl